ŞÜPHE KAVRAMININ CEZA HUKUKUNDA YERİ VE ÖNEMİ

  • Ana Sayfa
  • ŞÜPHE KAVRAMININ CEZA HUKUKUNDA YERİ VE ÖNEMİ
ŞÜPHE KAVRAMININ CEZA HUKUKUNDA YERİ VE ÖNEMİ

ŞÜPHE KAVRAMININ CEZA HUKUKUNDA YERİ VE ÖNEMİ

  • 02.12.2023

 

Şüphe kavramı Ceza Muhakemesi sistemi bakımından temel taş niteliğindedir. Şüphe ve bu şüphenin derecesi soruşturma öncesinden hüküm verilmesine kadar olan tüm aşamalar boyunca öneme haizdir. 5271 Sayılı CMK incelendiğinde şüphe; basit, makul, yeterli, kuvvetli ve ispat için yenilmesi gerekli şüphe olmak üzere beş başlık altında incelenebilir[1]. Basit şüphe, başlangıç şüphesi olarak da ifade edildiği üzere soruşturmaya başlanabilmesi için gerekli olan, somut emarelere dayanan şüphedir. Ancak suç işlendikten sonra ortaya çıkan başlangıç şüphesinin varlığı gerekmeksizin suç işlenmesini önlemek amacıyla önleyici tedbirlere bir nevi ön alan soruşturmasına[2] başvurulabilmektedir. Ön alan soruşturması kolluk kuvvetlerinin koruma ve araştırma yetkileri ile ilgili olup bu soruşturma türü belirlilik ve oranlılık ilkelerine tabidir.

                     Kanunda açık bir tanımı yapılmayan makul şüphe, CMK m.116 ve AÖAY m.6 gereğince adli arama hükümlerinin uygulanabilmesi için belli bir derecede olan şüphe yoğunluğudur. Adli arama kararına gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı ya da adli kolluk amiri tarafından verilen yazılı emir ile başvurmak mümkündür. Buna göre makul şüphe akla yatkın kaynağını gerçeklik ve somut delillerden alan, tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek objektif bir anlam çerçevesinde kişinin suç işlemiş olduğuna işaret eden şüphe halidir. Bu noktada kolluğun geçmiş ve mesleki tecrübeleri, olayı değerlendirme ve işlem yapması açısından önemlidir. Adli arama kararı bakımından makul şüphenin mevcut olması ve iş bu tedbirin uygulandığı süre boyunca da devam etmesi gerekir. Aksi durumda, gecikmesinde sakınca bulunan bir halin varlığından da söz edilemeyeceğinden tedbir ve bu tedbir neticesinde elde edilen deliller de hukuka aykırı olacaktır. Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal söz konusu olduğunda ise yani gerekli tüm çabanın sarf edilmesine rağmen Hâkim veya Cumhuriyet savcısına ulaşmak mümkün olmamışsa ve derhâl işlem yapılmadığı takdirde tedbirden beklenen faydanın elde edilemeyecek, ceza muhakemesinin gereği gibi ve amacına uygun biçimde yapılamayacak olması durumunda arama tedbirlerini uygulayabilmemiz için amirin yazılı izni alınmalıdır. Ayrıca bu durumun görünüşte bir haklılık sağlaması ve ölçülülük ilkesine uygun olması yeterli ve gereklidir.

                     Yargıtay bu yöndeki bir kararında;“ gecikmesinde sakınca bulunan halin nedeni belirtilmeksizin savcı tarafından verilmiş arama kararının usulüne uygun olmaması karşısında, hukuka aykırı arama sonucu ele geçen eşyanın yasak delil niteliğinde olduğu, eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği, Anayasa'nın 38/2, 5271 Sayılı CMK.’nın 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre, hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı”’na hükmetmiştir.(Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 23.10.2017 Tarih ve 2017/8901 Esas ve 2017/8135 K.)

            Ancak bu durumda, uygulanan tedbirin gerek suç şüphesi altındaki kişinin gerekse üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerine yönelik hukuka aykırı bir müdahaleye dönüşebilme ihtimaline karşı korunmak istenilen durumun ileride gerçekleşebileceğinin mümkün olmasının yanında somut ve inandırıcı sebeplere dayanan şekilde muhtemel de görünmesi gerekir. 

Koruma tedbirlerinin anayasal bir güvence olarak kanunla getirilmesi kural olup gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı bunun istisnasını oluşturmaktadır. Buna göre CMK’da açık bir tanımı bulunmayan gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı, Yakalama Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin (YGAİAY) 4/4 maddesinde, “Derhâl işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalinin ortaya çıkması hâli”; Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin (AÖAY) 4-a maddesinde adli aramalar bakımından, “derhâl işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi ihtimâlinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâli” ve Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik’in 3.maddesinde de “derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalinin ortaya çıkması hali” olarak ifade edilmiştir.

 Hazırlayan 

Av.Bilge Akbayrak

 



[1] Dr. Mehmet Yayla, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Ve Şüphe, Ankara,2016

[2] Prof.Dr. Veli Özer Özbek, Polis Hukuku Ve Ceza Muhakemesi Hukukunda Temel Haklara Müdahaleler

Rastgele Makaleler

Whatsapp Destek