Şüphe
kavramı Ceza Muhakemesi sistemi bakımından temel taş niteliğindedir. Şüphe ve
bu şüphenin derecesi soruşturma öncesinden hüküm verilmesine kadar olan tüm
aşamalar boyunca öneme haizdir. 5271 Sayılı CMK incelendiğinde şüphe; basit,
makul, yeterli, kuvvetli ve ispat için yenilmesi gerekli şüphe olmak üzere beş
başlık altında incelenebilir[1].
Basit şüphe, başlangıç şüphesi olarak da ifade edildiği üzere soruşturmaya
başlanabilmesi için gerekli olan, somut emarelere dayanan şüphedir. Ancak suç
işlendikten sonra ortaya çıkan başlangıç şüphesinin varlığı gerekmeksizin suç
işlenmesini önlemek amacıyla önleyici tedbirlere bir nevi ön alan
soruşturmasına[2]
başvurulabilmektedir. Ön alan soruşturması kolluk kuvvetlerinin koruma ve
araştırma yetkileri ile ilgili olup bu soruşturma türü belirlilik ve oranlılık
ilkelerine tabidir.
Kanunda
açık bir tanımı yapılmayan makul şüphe, CMK m.116 ve AÖAY m.6 gereğince adli
arama hükümlerinin uygulanabilmesi için belli bir derecede olan şüphe yoğunluğudur.
Adli arama kararına gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı ya
da adli kolluk amiri tarafından verilen yazılı emir ile başvurmak mümkündür.
Buna göre makul şüphe akla yatkın kaynağını gerçeklik ve somut delillerden
alan, tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek objektif bir anlam çerçevesinde
kişinin suç işlemiş olduğuna işaret eden şüphe halidir. Bu noktada kolluğun
geçmiş ve mesleki tecrübeleri, olayı değerlendirme ve işlem yapması açısından
önemlidir. Adli arama kararı bakımından makul şüphenin mevcut olması ve iş bu
tedbirin uygulandığı süre boyunca da devam etmesi gerekir. Aksi durumda,
gecikmesinde sakınca bulunan bir halin varlığından da söz edilemeyeceğinden
tedbir ve bu tedbir neticesinde elde edilen deliller de hukuka aykırı
olacaktır. Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal söz konusu olduğunda ise yani
gerekli tüm çabanın sarf edilmesine rağmen Hâkim veya Cumhuriyet savcısına
ulaşmak mümkün olmamışsa ve derhâl işlem yapılmadığı takdirde tedbirden
beklenen faydanın elde edilemeyecek, ceza muhakemesinin gereği gibi ve amacına
uygun biçimde yapılamayacak olması durumunda arama tedbirlerini
uygulayabilmemiz için amirin yazılı izni alınmalıdır. Ayrıca bu durumun
görünüşte bir haklılık sağlaması ve ölçülülük ilkesine uygun olması yeterli ve
gereklidir.
Yargıtay
bu yöndeki bir kararında;“ gecikmesinde sakınca bulunan halin nedeni
belirtilmeksizin savcı tarafından verilmiş arama kararının usulüne uygun
olmaması karşısında, hukuka aykırı arama sonucu ele geçen eşyanın yasak delil
niteliğinde olduğu, eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği,
Anayasa'nın 38/2, 5271 Sayılı CMK.’nın 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve
fıkralarına göre, hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak
mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı”’na hükmetmiştir.(Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin
23.10.2017 Tarih ve 2017/8901 Esas ve 2017/8135 K.)
Ancak bu durumda, uygulanan tedbirin gerek suç şüphesi altındaki
kişinin gerekse üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerine yönelik hukuka aykırı
bir müdahaleye dönüşebilme ihtimaline karşı korunmak istenilen durumun ileride
gerçekleşebileceğinin mümkün olmasının yanında somut ve inandırıcı sebeplere
dayanan şekilde muhtemel de görünmesi gerekir.
Koruma tedbirlerinin anayasal bir güvence
olarak kanunla getirilmesi kural olup gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı
bunun istisnasını oluşturmaktadır. Buna göre CMK’da açık bir tanımı bulunmayan
gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı, Yakalama Gözaltına Alma ve İfade Alma
Yönetmeliği’nin (YGAİAY) 4/4 maddesinde, “Derhâl
işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması
veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalinin ortaya
çıkması hâli”; Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin (AÖAY) 4-a
maddesinde adli aramalar bakımından, “derhâl
işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması
veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi ihtimâlinin ortaya
çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâli”
ve Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin
Tespiti Hakkında Yönetmelik’in 3.maddesinde de “derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin
kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalinin
ortaya çıkması hali” olarak ifade edilmiştir.
Hazırlayan
Av.Bilge Akbayrak